PSM logo
İstanbul|
19°
Anasayfa
Gündem

Dr. Soner Canko, Dijital özgürlük tekno-feodalizme mi dönüşüyor?

Teknolojinin hızla gelişmesi ve dijital platformların hayatımıza giderek daha fazla nüfuz etmesi, yeni bir ekonomik ve toplumsal düzenin ortaya çıkışına yol açtı. 20 yıl önce dönemin teknolojik yenilikleri olarak tanıştığımız sosyal medya ve içerik platformları, geçen süre içinde kendi kullanıcılarına zarar veren uluslar üstü mekanizmalara dönüştü. Bu düzen, bazı düşünürler tarafından “tekno-feodalizm” olarak adlandırılıyor. Yakından takip ettiğim ve değer verdiğim ekonomistler, düşünürler Daron Acemoğlu, Vedat Milor ve Yanis Varoufakis de bu yeni sistemin yaratabileceği tehlikelere dikkat çekerek, ortak endişelerini dile getirdiler.

Dr. Soner Canko, Dijital özgürlük tekno-feodalizme mi dönüşüyor?

Tekno-feodalizmin tanımı ve yükselişi

Tekno-feodalizm, “geleneksel feodalizmde toprak sahiplerinin sahip olduğu gücün, dijital teknoloji ve platform ekonomisi aracılığıyla büyük teknoloji şirketlerine geçmesi” olarak tanımlanabilir. Dijital platformlar, veri ve algoritmalar üzerinden kontrol sağlayarak, kültürel, ekonomik ve siyasi gücün dar bir elitin elinde yoğunlaşmasına neden oluyor. Bu yapı, bireyleri ve küçük işletmeleri büyük teknoloji şirketlerine bağımlı hale getirebiliyor.


Daron Acemoğlu'nun görüşleri

Daron Acemoğlu, “Power and Progress” (Güç ve İlerleme) ve “Why Nations Fail” (Ulusların Düşüşü) isimli kitaplarında, teknolojik gelişimin toplumsal eşitsizlikleri derinleştirebileceğini vurguluyor. Acemoğlu'na göre, teknoloji şirketlerinin kontrolsüz büyümesi, ekonomik ve siyasi gücün birkaç büyük şirketin elinde toplanmasına yol açıyor. Bu durum piyasa rekabetini baltalarken, yenilikçiliği ve ekonomik fırsatları da azaltıyor. Acemoğlu, büyük teknoloji şirketlerinin demokratik kurumları zayıflatabileceği ve gelir dağılımında ciddi adaletsizlikler yaratabileceği konusunda uyarıyor.


Vedat Milor’un perspektifi

Vedat Milor, tekno-feodalizmin sosyal ve kültürel boyutuna odaklanıyor. Milor, algoritmaların ve reklamların, bireylerin özgür tercihlerini manipüle ederek, tüketim alışkanlıklarını değiştirdiğini savunuyor. Teknoloji devlerinin dijital verileri kullanarak bireyleri bölümlere ayırdığına ve sosyal medyanın bireyleri birbirinden uzaklaştırdığına işaret ediyor. Aynı zamanda büyük teknoloji şirketlerinin, tüketici davranışlarını manipüle ederek, kültürel ve ekonomik kontrol mekanizmaları oluşturduğuna dikkat çekiyor.


Yanis Varoufakis’in eleştirileri

Yanis Varoufakis, tekno-feodalizmin kapitalizmin yeni bir aşaması olduğunu savunuyor. Teknoloji şirketlerinin, rekabeti ortadan kaldırıp piyasaları tekelleştirerek "dijital feodal lordlar" haline geldiğini ileri sürüyor. Varoufakis’e göre, bu yeni ekonomik düzende büyük teknoloji şirketleri, sadece ekonomik değil aynı zamanda siyasi bir güç de elde ederek devasa kârlar elde ediyor ve demokrasinin temellerini zayıflatıyor.


Ortak endişeler

Acemoğlu, Milor ve Varoufakis, tekno-feodalizmin şu temel sorunlara yol açtığı konusunda hemfikir:

• Eşitsizlik: Teknolojik gücün büyük şirketlerin elinde toplanması, gelir ve fırsat eşitsizliğini artırmaktadır.

• Demokrasi tehdidi: Teknoloji devlerinin politik gücünü artırması, demokratik süreçleri zayıflatabilir.

• Kültürel manipülasyon: Algoritmalar ve reklamlar aracılığıyla bireylerin özgür tercihleri kısıtlanmaktadır.

• Bağımlılık: Kullanıcılar, teknoloji platformlarına bağımlı hale gelmekte ve alternatiflere erişimleri azalmaktadır.

• Veri gizliliği: Kullanıcı verileri şirketler tarafından kötüye kullanılabiliyor ve denetimsiz bırakılıyor.


Çözüm önerileri

Tekno-feodalizmin olumsuz etkilerini azaltmak için devletlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve bireylerin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Acemoğlu, demokratik kurumların güçlendirilmesi ve teknoloji şirketlerinin denetlenmesi gerektiğini savunurken; Milor ve Varoufakis büyük teknoloji şirketlerinin gücünün sınırlandırılmasını ve veri gizliliğini koruyacak politikaların uygulanmasını öneriyor.

Tekno-feodalizm, 21’inci yüzyılın en kritik ekonomik ve toplumsal meselelerinden biri olarak karşımızda duruyor. Teknoloji devlerinin giderek artan etkisi, toplumun geleceği açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu nedenle, teknoloji politikalarının toplumsal faydayı gözeterek yeniden şekillendirilmesi büyük önem taşıyor.

Biz bireylerin de bu gelişmeleri çok iyi anlaması, platformların ürünü değil bilinçli ve özgür kullanıcıları olmak üzere hareket etmesi, çevremizde bu konularda farkındalığı artırması okyanusta damla olmaktan öte büyük bir etki yaratacaktır.


Daron Acemoğlu

 

“Bin yıllık tarih ve çağdaş kanıtlar bir şeyi açıkça ortaya koyuyor: İlerleme otomatik değil, teknolojiyle ilgili yaptığımız seçimlere bağlı. Üretim ve iletişimi organize etmenin yeni yolları, ya seçkinlerin dar çıkarlarına hizmet edebilir ya da yaygın refahın temeli olabilir.

Orta Çağ Avrupası’nda tarımsal ilerlemelerle elde edilen zenginliğin çoğu kilise tarafından ele geçirildi ve köylüler açlıktan ölürken görkemli katedraller inşa etmek için kullanıldı. İngiltere'deki sanayileşmenin ilk yüz yılı işçiler için durgun gelirler sağlarken, birkaç kişiyi çok zengin etti. Ve bugün dünya genelinde dijital teknolojiler ve yapay zekâ, aşırı otomasyon, büyük veri toplama ve müdahaleci gözetim yoluyla eşitsizliği artırıyor ve demokrasiyi baltalıyor.

Böyle olmak zorunda değil. Teknolojinin yolu, daha önce olduğu gibi yine kontrol altına alınabilir. Son yarım yüzyıldaki muazzam bilişim ilerlemeleri, güçlendirici ve demokratikleştirici araçlar haline gelebilir. Ancak tüm önemli kararlar kendi güçlerini ve prestijlerini yükselten bir toplum inşa etmeye çalışan birkaç kibirli teknoloji liderinin elinde kalırsa bu mümkün olmaz.”


Vedat Milor

 

“Neyi göreceğimiz ve hangi bilgiyle karşılaşacağımız, neredeyse tamamen algoritmaların inisiyatifinde şekilleniyor. Facebook, Instagram, X, TikTok, YouTube gibi sosyal medya devleri, kullanıcı deneyimini ‘kişiselleştirmek’ adına kapsamlı veri analizlerine dayanarak içerik akışlarını tasarlıyor. İlk bakışta kullanıcıya cazip gelebilecek bu düzen, aslında ‘görmediğimiz’ pek çok bilginin de bize ulaşmasını engelliyor. Örneğin, algoritma bize benzer görüşteki hesapların paylaşımlarını daha fazla göstererek, adeta yankı odalarına hapsediyor. Farklı görüşleri, itirazları, eleştirileri filtreliyor ya da alt sıralara atıyor. Böylece, tek tip bir bakış açısına maruz kalan kullanıcı, kendi görüşlerinin evrende mutlak doğrulukta ve çoğunlukta olduğunu sanabiliyor. Bu da toplumun farklı kesimleri arasında uzlaşma yerine çatışmayı, ortak zeminden uzaklaşıp keskin hatlarla birbirinden ayrılmayı beraberinde getiriyor.”


Yanis Varoufakis

 

“Artık küresel ekonomi kâr üzerinden değil merkez bankalarının sürekli para basmasıyla ilerliyor. Bu süreçte değer yaratımı da piyasalardan Facebook, Amazon gibi dijital platformlara kayıyor. Bunlar artık oligopol firmalar değil, ‘özel derebeylikler’ biçiminde faaliyet gösteriyor. Batı dünyası genelinde merkez bankalarının bastığı paralar finansçılar tarafından şirketlere borç veriliyor, şirketler de bu borçlarla kendi hisselerini satın alıyor. Hisselerin değeri ise kârlardan kopuk ilerliyor. Bu sırada dijital devler piyasaların yerini alıp, kişisel servet elde etmenin yeni odağı haline geliyor.

Tarihte ilk kez hemen herkes, Facebook’a bir şeyler yükleyerek veya Google Maps’e bağlıyken seyahat ederek büyük şirketler için bedavaya sermaye üretiyor. Elbette geleneksel kapitalist sektörler ortadan kaybolmadı ama tekno-feodal ilişkiler onlara yetişip geçmeye başladı. Kapitalizmin ölümü sessiz olsa da yakında fırtına kopabilir. Tekno-feodal sömürünün ve eşitsizliğin mağdurları bir araya gelirse çıkan ses çok yüksek olacaktır.”

 

Yorumlar

0 yorum

Yorum bırak

Yorumunuzu bizimle paylaşın.

Yorumlar yayına alınmadan önce kontrol edilir.

Henüz yorum yok.