PSM logo
İstanbul|
19°
Anasayfa
Gündem

Yapay zekâ çağının yeni insan kaynağı gerçekleri

Finans sektöründe “yapay zekâya rağmen değil, yapay zekâyla birlikte değer üreten” insan profili öne çıkıyor... Dünyanın önde gelen kurumları, artık teknik olmayan roller için bile mini yapay zekâ testleri uyguluyor... Yapay zekâ düşünenler için bir hızlandırıcı; düşünmeyi bırakanlar içinse tehdit...

Yapay zekâ çağının yeni insan kaynağı gerçekleri

PSM // ÖZEL HABER


Finans ve fintek sektörlerinde son birkaç yıldır yaşanan dönüşüm, belki de sektörün son 30 yılda gördüğü en büyük kırılma. Daha birkaç yıl önce “ileride hayatımızı değiştirecek” dediğimiz yapay zekâ (AI) teknolojileri bugün bankaların ve diğer finansal kuruluşların risk analizinden müşteri iletişimine, operasyon birimlerinden pazarlamaya kadar neredeyse her noktaya sızmış durumda. Bu teknolojik dönüşüm sadece süreçleri değil, kurumların insana dair tüm beklentilerini de baştan sona yeniden tanımlıyor. Artık bir yetenek tarifi yaparken eski kalıpların pek bir anlamı kalmadı; çünkü karşımızdaki dünya bambaşka çalışıyor.

 

Yapay zekâ testlerine hazır mısınız?

Bugün finans dünyasında çalışan insanların taşıması gereken temel özellik aslında tek bir cümlede özetlenebilir: “Yapay zekâya rağmen değil, yapay zekâyla birlikte değer üreten insan profili.”

Eskiden bir analistin güçlü Excel kullanımı, teknik bilginin derinliği ve iş modeline hâkimiyeti yeterliydi. Bugün bunlar hâlâ değerli ama artık başlangıç noktası bile değil. Artık veri okuryazarlığı, hızlı öğrenme kapasitesi, yapay zekânın sınırlarını bilme, doğru soruları sorabilme ve otomasyon araçlarını kullanabilme neredeyse her rolün omurgasına yerleşmiş durumda.

Bunun yanında insana özgü yönler -özellikle etik muhakeme, yaratıcılık, sezgi, empati ve liderlik- çok daha kritik hale geliyor. Çünkü makineler hızlanırken bizi farklı kılan şeyin ne olduğu daha görünür hale geliyor.

Yeni nesil çalışanı bulmak ise eskiye göre daha zor. CV’lere yazılan “Yapay zekâ araçlarını biliyorum” cümlesi hiçbir şey ifade etmiyor. Artık şirketlerin adayları gerçekten denemesi, küçük vaka çalışmalarıyla sınaması, öğrenme hızlarını görmesi gerekiyor. Dünyanın önde gelen kurumları, artık teknik olmayan roller için bile mini AI testleri uyguluyor. Revolut, Monzo, Citi ya da Google’ın işe alım süreçlerinde gördüğümüz o küçük senaryo bazlı testler boşuna değil; çünkü masa başındaki bilginin doğruluğu ancak pratikle ölçülüyor.

Bir diğer konu da adaptasyon. Bu yeni dünyada çalışanların öğrenme motivasyonu, belki de tüm yetkinliklerin önüne geçti. Yıl boyunca hiç yeni bir araç öğrenmeyen, yapay zekâyla işini hızlandırmayı denemeyen, değişime sadece “geldiğinde” ayak uydurmaya çalışan profiller artık sürdürülebilir değil. Kurumlar da doğal olarak bunu ölçmeye çalışıyor: Son bir yıl içinde hangi eğitimleri almış? Kendi işinde bir otomasyon geliştirmiş mi? Süreci hızlandırmak için canlı bir örnek sunabiliyor mu? Bunlar artık insan kaynaklarının bakış açısını belirleyen yeni sorular.

 

Mentor ekipleri, yapay zekâ koçları

Peki mevcut çalışanlarımızı bu yeni dünya için nasıl hazırlayacağız? Açık konuşmak gerekirse birçok kurumun ilk yaptığı, herkesi topluca bir yapay zekâ eğitimine sokmak oluyor. Ancak bu yaklaşım hem motivasyonu düşürüyor hem de işlevsiz kalıyor. Yapılması gereken, daha bütüncül bir model tasarlamak. Her departmanın yapay zekâya ihtiyaç duyduğu alanlar farklı. Risk ekibinin ihtiyaç duyduğu araç ile pazarlamanın işine yarayan araç tamamen ayrı. Bu yüzden eğitimler zorunlu değil, rol bazlı olmalı. Şirket içinde bir yapay zekâ mentorluk ekibi kurmak, çalışanların günlük işlerinde hangi araçları nasıl kullanabileceğini anlatan koçlar görevlendirmek, dönüşümü çok daha doğal hale getiriyor. Dünyanın birçok bankası bu tür ekipleri çoktan oluşturdu bile.

 

Yardımcı mı yoksa ikame bir araç mı?

Elbette burada “yapay zekâ çalışanları tembelleştiriyor mu” sorusu sık sık karşımıza çıkıyor. İşin doğrusu, doğru kültürde kullanılmazsa gerçekten böyle bir risk var. Bir analiz aracının her şeyi bizim yerimize düşünmesini isterseniz bir süre sonra derinlemesine analiz yapma kaslarınız zayıflar. Karar verme beceriniz yumuşar. Kritik düşünme yeteneğiniz körelir. Bu risk gerçek.

Öte yandan, yapay zekânın iş yükünü azaltması, çalışanları daha üst seviyeli kararlar almaya, daha stratejik konulara odaklanmaya yönlendirebilir de. Yani sonuç tamamen kurum içindeki yönetim anlayışına bağlı. Yapay zekâyı iş kolaylaştırıcı bir yardımcı olarak mı görüyoruz, yoksa çalışanın yerine geçecek bir araç olarak mı? İşte farkı yaratan tam olarak bu.


Finans sektörünün dönüşümü yakalayamazsa karşılaşacağı riskler ise çok daha somut. Bugün AI-native olarak doğmuş fintek şirketleri, aynı işlemleri geleneksel bir bankaya göre yüzde 30–40 daha düşük maliyetle yapabiliyor. Kredi, yatırım ve dolandırıcılık modellerinde daha doğru hesap yapıyorlar. Müşteri deneyiminde hızları çok daha yüksek. Eğer geleneksel finans oyuncuları bu değişimi zamanında kavrayamazsa rekabet avantajlarını kaybetmeleri kaçınılmaz.

Bunun yanında regülasyon tarafında otomasyonsuz bir yapı ciddi riskler oluşturuyor. AML, KYC, fraud gibi kritik süreçlerde manuel çalışan organizasyonların uyum sorunları büyüyor, bu da cezalara ve itibar kaybına kadar uzanabilen sonuçlar doğurabiliyor.

Öte yandan doğru adımları atan kurumlar için fırsatların büyüklüğü de tartışılmaz. Yapay zekâyı sadece bir verimlilik aracı gibi değil, iş modelinin merkezine yerleştiren şirketler çok daha hızlı büyüyor. Daha iyi risk hesaplıyorlar, daha hızlı ürün çıkabiliyorlar, daha doğru kişiselleştirme yapıyorlar. Aslında işin özü şu: Teknoloji artık rekabet avantajı değil. Rekabet avantajı, teknolojiyi kullanan insanın kalitesi.

Burada insan kaynakları yöneticilerine büyük bir görev düşüyor. Artık iş tanımlarını yeniden yazmak, rol bazlı yapay zekâ yetkinlik haritaları oluşturmak, performans sistemlerini yeniden tasarlamak, çalışanlara AI destekli öğrenme yolları açmak gerekiyor. Hatta birçok kurum artık AI yönetişim ekipleri, prompt mühendisliği takımları, AI etik danışmanlık birimleri kuruyor. Bunlar birkaç yıl önce hayal bile edilemeyecek rollerdi ama bugün finans sektörünün vazgeçilmez bir parçasına dönüşmüş durumda.

 

Yarış makinelerle değil, yine insanlar arasında

Son olarak, çalışanlara birkaç samimi öneri vermek isterim. Yapay zekânın yükselişi, insanlar ile makineler arasında gizli bir rekabet yaratmış gibi görünebilir. Fakat bir yöneticinin gözünden baktığımda savaşın aslında “makine ile insan arasında” değil, “öğrenen insan ile öğrenmeyi bırakan insan arasında” olduğunu söyleyebilirim. İşinizi yapay zekâdan korumaya çalışmak yerine, yapay zekâyı işinizi büyüten bir arkadaş gibi görün. Her ay en az bir yeni araç öğrenin. Prompt yazmayı mutlaka öğrenin. Her işinizde “bu kısmı yapay zekâ ile hızlandırabilir miyim” diye sorun. Ve en önemlisi, karar verme kaslarınızı kaybetmeyin; yapay zekâdan fikir alın ama kararın sahibi her zaman siz olun.

Çünkü şunu biliyoruz, yapay zekâ düşünenler için bir hızlandırıcı; düşünmeyi bırakanlar içinse tehdit. İnsan odaklı, öğrenmeye açık herkes için bu dönem aslında büyük bir fırsata dönüştürülebilir. Ve dönüşümü zamanında yakalayan finans kurumları, önümüzdeki 10 yılın kazananları olacak.

 

Yorumlar

0 yorum

Yorum bırak

Yorumunuzu bizimle paylaşın.

Yorumlar yayına alınmadan önce kontrol edilir.

Henüz yorum yok.